Tövbeden Sonra Bitmeyen İç Mahkeme

İnsan bazen hatasından döner, pişman olur ve Allah’tan bağışlanma diler; fakat içindeki ağırlık hemen kaybolmaz. Dil tövbe ederken zihin geçmişte yaşananları tekrar tekrar önüne getirir. Böyle zamanlarda kişi, hissettiği suçluluğu tövbesinin kabul edilmediğine dair bir işaret gibi yorumlayabilir. Oysa tövbe etmekle suçluluk duygusunun hafiflemesi her zaman aynı anda gerçekleşmez.
İslam’da tövbe, kişinin yaptığı yanlışı fark ederek Rabbine yönelmesidir. Yalnızca pişmanlık duymayı değil, yanlıştan vazgeçmeyi, yeniden yapmamaya niyet etmeyi ve mümkün olan durumlarda verilen zararı telafi etmeyi de içerir. Kul hakkı söz konusuysa yalnızca içten üzülmek yeterli değildir; hakkın iade edilmesi, zararın giderilmesi veya helallik aranması gerekir. Tövbe insanı sorumluluktan uzaklaştırmaz. Tam tersine, yaptığıyla daha dürüst biçimde yüzleşmeye çağırır.
Kur’an’ın tövbe dili yalnızca korku üzerine kurulmaz. “Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin” buyruğu, insanın ne kadar ağır bir hata işlemiş olursa olsun Rabbine yönelme imkânını kaybetmediğini hatırlatır. Bu, günahı önemsiz görmek değildir. Allah’ın rahmetini insanın hatalarından daha dar düşünmemektir.
Suçluluk duygusu bazı durumlarda insanı tövbeye, telafiye ve daha dikkatli yaşamaya yöneltebilir. Fakat kişi zamanla yaptığı davranışla kendi kimliğini birbirine karıştırmaya başlayabilir. “Ben yanlış yaptım” cümlesi fark edilmeden “Ben kötü bir insanım” hükmüne dönüşebilir. İlk cümle davranışa bakmayı sağlar; ikincisi ise değişme ihtimalini görmeyi zorlaştırır.
Tövbe eden bir insanın hatasını unutması veya hiç üzülmemesi beklenmez. Yaşanan olayın sonuçları devam edebilir, zarar gören ilişkiler hemen düzelmeyebilir ve vicdan zaman zaman aynı meseleyi yeniden hatırlatabilir. Burada önemli olan, pişmanlığın kişiyi hangi yöne götürdüğüdür. Pişmanlık telafiye, ibadete ve daha doğru bir hayata yöneltiyorsa anlamlı bir işlev görür. Fakat insanı yalnızca kendisini cezalandırmaya, ibadetten uzaklaşmaya ve “Artık benden bir şey olmaz” düşüncesine sürüklüyorsa suçluluk başka bir hâl almaya başlamış olabilir.
Bazı insanlar Allah’ın bağışlayıcılığına inanır; fakat bu rahmetin kendilerine de ulaşabileceğine güvenmekte zorlanır. Başkalarının tövbesi için umutlu konuşurken kendi hataları konusunda çok daha sert davranabilirler. Bu hâl bazen tevazu değil, kişinin kendisi hakkında ağır ve değişmez bir hüküm vermesi anlamına gelebilir. Dinî hassasiyet, insanın kendisini sürekli mahkûm ettiği bir iç cezaya dönüşmemelidir.
Elbette kişi tövbesinin kesin olarak kabul edildiğini iddia edemez. Mümin, kabul edilmesini umarak tövbe eder; hatasını küçümsemeden Allah’ın rahmetine güvenir ve ümitsizliğe teslim olmamaya çalışır. Bu denge önemlidir. Sadece korkuya yaslanan bir yaklaşım insanı umutsuzluğa sürükleyebilir; yalnızca rahatlatılmaya dayanan bir yaklaşım ise sorumluluğu gölgeleyebilir.
Kur’an’da tövbe çoğu zaman iman ve salih amelle birlikte anılır. Bunun anlamı şudur: Tövbe yalnızca geçmişte yapılan yanlışı düşünmek değildir; bugünkü yönelişi ve davranışı da değiştirmektir. İnsan kul hakkını telafi etmeye, kırdığı biriyle ilişkisini onarmaya, aynı hataya götüren şartları değiştirmeye ve iyiliği çoğaltmaya çalışır. Sürekli kendisini yargılamak yerine yapabileceği doğru şeylere yönelmek, pişmanlığı daha anlamlı bir yere taşır.
Manevî danışmanlıkta bu mesele yalnızca “Allah affedicidir, artık düşünme” denilerek ele alınamaz. Öncelikle kişinin suçluluğunun kaynağı anlaşılmaya çalışılır. Hâlâ telafi edilmemiş bir zarar mı vardır? Kişi aynı davranışı yeniden yapmaktan mı korkmaktadır? Yoksa yaptığı hatayı bütün kimliğinin özeti hâline mi getirmiştir? Bu soruların cevapları herkeste aynı değildir.
Bazı kişilerde dinî vesvese, aşırı sorumluluk duygusu veya sürekli günah işlediğini düşünme hâli suçluluğu ağırlaştırabilir. Böyle durumlarda daha fazla nasihat vermek tek başına yeterli olmaz. Kişinin dinî bilgiyi nasıl yorumladığına, Allah’la kurduğu ilişkiye ve kendisine karşı kullandığı dile birlikte bakmak gerekir.
Amaç hatayı küçültmek değildir. Kişinin yaptığıyla yüzleşirken yalnızca hatasından ibaret olmadığını ve tövbeyle yönünü yeniden değiştirebileceğini görebilmesine yardımcı olmaktır.
Tövbe, yaşananları hiç olmamış hâle getirmez. İnsan bazen yaptığı hatanın sonuçlarıyla yaşamaya devam eder. Fakat geçmişin sorumluluğunu taşımakla kendisini ömür boyu aynı hataya mahkûm etmek aynı şey değildir.
İnsanın geçmişi onun hakkında bir şey söyler; fakat son sözü söylemek zorunda değildir.

Pişmanlık, sorumluluk ve kendinize karşı kullandığınız dili bir görüşmede ele almak isterseniz, manevi danışmanlık hakkında bilgi alabilirsiniz.

0 Yorum

Yorum bırak

Yorumunuz incelendikten sonra yayımlanır. E-posta adresiniz sitede görünmez.

Yorumunuz en az 20 karakter olmalıdır.

Adınız varsayılan olarak gizlenir. Kutucuğu işaretlemezseniz adınız “Ş**** K******” şeklinde görünür.