Dua Ediyorum Ama İçimden Bir Ses “Boşuna” Diyor

İnsan bazen duasını bitirdiğinde ferahlamaz. Ellerini indirir ve içinden istemediği bir cümle geçer: “Yine bir şey değişmeyecek.”
Ardından başka bir yük başlar. Kişi, hem duasının karşılıksız kaldığını düşünür hem de böyle düşündüğü için imanından şüphe eder. Oysa zorlanmak ile inkâr etmek aynı şey değildir. İnsan inandığı hâlde yorulabilir, Allah’a yöneldiği hâlde beklemekte güçlük çekebilir.
Özellikle uzun süredir aynı mesele için dua eden biri açısından bu duygu anlaşılırdır. Hastalığın iyileşmesini, aile içindeki bir sorunun çözülmesini, geçim sıkıntısının hafiflemesini veya hayatındaki belirsizliğin sona ermesini isteyen kişi, zaman geçtikçe ümidini korumakta zorlanabilir.
Böyle zamanlarda insanın içinden “Allah beni duymuyor mu?” sorusu geçebilir. Fakat sonucun gecikmesi, duanın Allah tarafından bilinmediği veya işitilmediği anlamına gelmez.

Geciken Sonuç, Karşılıksız Dua Demek Değildir.

Bakara suresinde Allah, kullarına yakın olduğunu ve dua edenin duasına karşılık verdiğini bildirir. Ayetin devamında ise kulların da Allah’ın davetine uymaları ve imanlarını canlı tutmaları istenir. Böylece dua, yalnızca bir talepte bulunmak değil, kulun Rabbiyle ilişkisini sürdürmesi olarak da karşımıza çıkar.

Bakara 2/186

Bakara suresinde Allah, kullarına yakın olduğunu ve dua edenin duasına karşılık verdiğini bildirir. Ayetin devamında ise kulların da Allah’ın davetine uymaları ve imanlarını canlı tutmaları istenir. Böylece dua, yalnızca bir talepte bulunmak değil, kulun Rabbiyle ilişkisini sürdürmesi olarak da karşımıza çıkar.
İslam geleneğinde duaya verilen karşılığın her zaman talebin aynı biçimde ve aynı zamanda gerçekleşmesiyle sınırlı olmadığı ifade edilir. İnsan bazen istediğine kavuşur, bazen bekler, bazen de yaşadığı şeyin anlamını ancak çok sonra fark eder.
Bununla birlikte acı içindeki birine hemen “Bunda mutlaka bir hayır vardır” demek doğru olmayabilir. Böyle bir söz dinî açıdan iyi niyetli görünse de kişinin yaşadığı güçlüğü küçümseyebilir. Bazı durumlarda yapılabilecek en dürüst şey, sonucu henüz bilmediğimizi kabul etmektir.
Dua ederiz, imkânımız ölçüsünde çaba gösteririz ve sonucu Allah’a bırakmaya çalışırız. Bu bırakış her zaman huzurlu olmaz. Tevekkül bazen endişenin tamamen kaybolması değil, endişeye rağmen Allah’la bağı sürdürmektir.

Dua sırasında ortaya çıkan “Boşuna uğraşıyorsun” düşüncesi, kişinin gerçek inancını bütünüyle anlatmaz. Bu cümle bazen uzun süren yorgunluğun, tekrar eden hayal kırıklıklarının veya yeni bir üzüntüden korunma isteğinin sonucu olabilir.
İnsan kimi zaman ümit etmezse daha az incineceğini düşünür. “Nasıl olsa olmayacak” demek, yaşayacağı hayal kırıklığını önceden azaltma çabası hâline gelebilir. Fakat bunun her insanda aynı sebepten ortaya çıktığını söylemek mümkün değildir.
Aklınıza gelen her cümle, gerçekte neye inandığınızı bütünüyle anlatmaz. “Duam kabul edilmeyecek” diye düşünmeniz, Allah’a inanmadığınız anlamına gelmez. Bazen bu yalnızca çok yorulduğunuzu gösterir.
Böyle bir anda uzun ve kusursuz cümleler kurmak zorunda değilsiniz. “Allah’ım, ümit etmekte zorlanıyorum ama yine de Sana yöneliyorum” demek de samimi bir duadır.
Allah’a karşı saygıyı koruyarak korkunuzu, şaşkınlığınızı, çaresizliğinizi ve üzüntünüzü dua içinde ifade edebilirsiniz. İnsan her zaman güçlü, huzurlu ve ne söyleyeceğini bilen biri olarak dua etmez.

Dua, Çabanın Yerine Geçmez.

Dua etmek, kişinin hayatındaki sorumluluklardan çekilmesi anlamına gelmez. Geçim sıkıntısı yaşayan biri dua ederken iş aramaya, hastalığı için dua eden kişi uygun tıbbi yardımı almaya, ilişkilerinin düzelmesini isteyen biri de kendi davranışlarını gözden geçirmeye devam eder.
Dua, çabayı gereksiz hâle getiren bir yol değildir. Tedbir almak ile Allah’tan yardım istemek birbirine karşı değildir.
Öte yandan elinden geleni yaptığı hâlde sonucu değiştiremeyen insanlar da vardır. Böyle birine “Daha fazla uğraşsaydın olurdu” demek haksızlık olabilir. İnsanın gücü sınırlıdır ve bazı kapılar bütün çabaya rağmen açılmayabilir.

Dua Bir Başarı Sınavı Değildir.

Bazı insanlar dualarının kabul edilmemesini kendi yetersizliklerine bağlar. Yeterince içten dua etmediğini, doğru kelimeleri kullanmadığını veya yeterince iyi bir Müslüman olmadığını düşünür.
Elbette kişi hatalarını fark edebilir, tövbe edebilir ve hayatını gözden geçirebilir. Ancak her sıkıntıyı doğrudan belirli bir günahın cezası olarak yorumlamak için elimizde kesin bir bilgi yoktur.
Dua ederken ağlayamamak da samimiyetsizlik değildir. Uzun cümleler kuramamak, özel bir duygu yaşamamak veya her duadan sonra huzur bulamamak kişinin duasını değersiz kılmaz. Bazen dua birkaç kelimeden ibarettir.

Dua konusunda yaşanan sıkışma, bazen yalnızca dua ile ilgili değildir. Kişinin Allah’la ilişkisi, öğrendiği dinî yorumlar, suçluluk duygusu, günlük hayatındaki yükler ve kendisine karşı kullandığı sert dil bu süreci etkileyebilir.
Manevî danışmanlıkta kişinin duası yargılanmaz. Onun neden terk edilmiş gibi hissettiği, hangi dinî yorumların korkusunu artırdığı, ilişkilerinin ve hayat şartlarının manevî dünyasını nasıl etkilediği birlikte ele alınabilir.
Bu çalışma hazır cevaplar vermez ve duanın sonucunu garanti etmez. Fakat kişinin yaşadığı sıkışmayı daha dürüst biçimde anlamasına ve Allah’la ilişkisini yalnızca korku veya suçluluk üzerinden kurmamasına yardımcı olabilir.
Şüphe ve yorgunluk geldiğinde de dua edebilirsiniz. Bazen yöneliş, güçlü hissetmekten değil, güçlük yaşarken bağı tamamen koparmamaktan ibarettir.

Dua, beklenti ve hayal kırıklığı üzerine kendi yaşantınızdan konuşmak isterseniz, manevi danışmanlık görüşmelerinin nasıl ilerlediğini inceleyebilirsiniz.

0 Yorum

Yorum bırak

Yorumunuz incelendikten sonra yayımlanır. E-posta adresiniz sitede görünmez.

Yorumunuz en az 20 karakter olmalıdır.

Adınız varsayılan olarak gizlenir. Kutucuğu işaretlemezseniz adınız “Ş**** K******” şeklinde görünür.